16

altları kararmış gözleri  kapanmak istiyordu o da açık kalmasını.ama olmuyordu.
geleceği için yapmalıydı bunu.o da annesi ve babası gibi olacaktı.okuyacaktı,bir iş bulacaktı.sonra evlenip yine (anne babasının istediği) kendisi gibi bir çocuğu olacaktı.ama bunu istemiyordu.sonra birden aklına bi sayı geldi.
16
ve bu sayının tanımladığı şeylerin fazlalığı.16 yaşındaydı,test kitabındaki 16. soruya takılıp kalmıştı,saat 00:16’ydı ve evleri 16. kattaydı.
tesadüf ya da kader.belki de bir şey anlatmaya çalışıyordu bütün bunlar.
soruyu düşündü önce.daha önce çözdüğü soruları.başkaları mutlu olsun diye.başkaları gibi olsun diye.
bunca sene geçmişti ömründe.ve hiçbir şey yaşamamıştı.hep ertelemişti.
sonra aklına dershanede hocasının anlattığı bir hikaye geldi.
basit bir hikaye.
nobel almış bir bilim adamı öğrenciyken bir sınava girer.sınavda sadece bir soru vardır:
barometre yardımıyla bir gökdelenin yüksekliği nasıl ölçülür?
kendini düşündü sonra.nobel falan alamayacaktı.hep başkaları alır böyle değerli şeyleri.
zaten barometresi de yoktu.ama onun daha ilginç bir aracı vardı.
kendi bedeni.
ölümü düşündü.bütün cevaplar ordaydı.bunun da cevabını bulurdu heralde
sonra yavaşça pencereye yaklaştı.
cam zaten açıktı.
bir kaç haftadır hasta olmak için uğraşıyordu.ama vücudu direniyordu.kendini savunmaya çalışıyordu.
sonra üzerindekileri çıkardı.zaten bir eşofman altı bir de iç çamaşırı vardı.fazla zor olmadı yani.
nasıl geldiyse öyle terk edecekti buraları.ama bunu tam olarak yapamayacağını fark etti.
vücudunda yaralar vardı.kendi yapmıştı bunları.mutluluğa alışmamıştı bünyesi .yanında bir miktar acı gerekiyordu.
son günlerde mutluydu.
ama şimdi o da bitti.geriye sadece yaralar kaldı.zaten hep acılar kalıcı mutluluksa geçici olur.
sonra pencereye oturdu.şehri izledi.
ışıklar.bir sürü insan.
insanları düşündü.yarın yine aynı olacaktı.
ama sadece onlar için.
‘’benim yarınım çok farklı olacak’’dedi kendi kendine.
ve yavaşça bıraktı kendini.
düşerken hiç birşey hissetmedi
sadece biraz sabırsızlık.
hemen düşmek istedi.
16 saniye sonra yerle buluştu.ama sadece bedeni.
ruhu çoktan gitmişti.

Wallpaper

Hani hayatın ritmi diye çırpınıp dururken boş boş durmak olmaz diye düşündüm. çubukları nerden aldım hatırlamıyorum ama böyle bişi oluştu en olarak işte:) hani iyi kullanımlar..

son titreyiş

Sabah derse yetişmem gerekiyor.Uykuya dalmadan önce tekrar onu düşünüyorum ,düşünüyorum.Onu istiyorum ama istemeye cesaret edebildiğim tek şey doğru kararı vermek ,risk… Gözlerimi açtığımda geç kalmamam için gerekli olan saniyelerin akıp gittiğini görüyorum ama o hiç çekilmiyo ki gözümün önünden derken yine dallanıp budaklanıyor düşünceler, hayaller yine kabusa dönüyor, okula gitme sebebim beni kovalıyor sırf gitmemem için.O nun için başkası olduğunu hatırlıyorum.Tekrar gözümü açtığımda ders biteli iki saat olmuş,kalkmıyorum sonsuza kadar uyumak istiyorum

Animator vs Animation

hayat baya değişik şeylere gebe olabiliyor. hani bazen seviyosun, onu o yapan şeyleri bir şekilde meydana getiriyorsun. ama sana karşı koyuyo, bu gücü bu cesareti nerden buluyo bilinmez ama baş kaldırma deniyo buna.

yokluk

Az önce dostumu uğurladım ay ışığında.İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum ama pandoranın kutusunu açtık ,kendimizle yüzleştik.İmkansız şeyler istemiyoduk aslında; küçük mutluluklar ve bunları paylaşıp büyüteceğimiz kalpler…İşte tek elde edemediğimiz de buydu .Keşkeler arasında boğulmamı engelleyen tek şey asla pişman olmama kararım.Sorsam izin verir miydin ki seni ilk gördüğümde duyduğum heyecana, sende katılır mıydın bana ,mutluluğunu karın üzerinde yuvarlarmıydın benle?

Tasarım yeniden

Bir süredir burda yaptığım şeyleri yayınlamadığımı fark ettim. Ama bu bir sorun teşkil etmiyor sanırım. şimdi birkaç saniyelik yapımdan saatler süren yapıma kadar bir kaç örnek koymak istiyorum.

Yapalı baya zaman geçmiş olsa da bir ara GTA:San Andreas’a baya takmıştım..

Sonra hani popomundo denen bir oyun var. onda The Sanart diye bir gruba girdim. bişiler yapmak lazımdı, ama büyüklük itibari ile beni baya zorladı:

Tabi bunlar pek bişi olmasa da bazen gaza gelebiliyorum:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

edit versiyon

aşk

“… düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de. ”

- charles bukowski -

hani derler yaa.. Bittersweet..

Belirsiz Çağrışım

Bu site sayfası şahsıma tanınmış bir imtiyazdır; bana, seslenen olma imkanı veren bir işgaldir. Dolayısıyla, hunharca kullanılmış; bencilce, müstehcen ve sıradandır. Bu sıradanlığı bir davet olarak alın ya da geçip gidip..

/banttan

O gün…

Bu gün canım sıkıldı be kardeşim.
Zaten güneş de gitti saklandı bulutların arkasına, o gri heryeri karartan bulutların arkasına.. Ama ben renk istiyorum, sarı, parlak yeşil istiyorum. Ya da banane ya ne fark eder ki.. Ben sıkkınım ama sadece ben sıkkınım..
Sokakları arşınlıyorum. Hergün aynı yollardayım ama hala aşındıramadım.. Bir sürü insan hepsi birşey yapıyor. Peki birisi beni merak ediyor mu acaba?
-Hey ahbap sorunun ne ha?
-Bana mı dediniz ‘yiğenim’ ?
Alamadım. Anlamadım. Lütfen tekrarlayınız. Housten çocuğun bir problemi var..

O gün..

İnsanların neye önem verdiklerini, neden zevk aldıklarını, nelerin peşinden koştuklarını düşünüyordum, yağarken yağmur, yürürken yavaştan onun altında, sokakta, çevremde bir sürü insanlar…
Canım epey sıkılıyordu yani.
Çevremdeki bir sürü insan? Ya onlar? Onların da canları sıkılıyor muydu? Yağmurun altında? Ya onlar neler düşünüyordu? Benim düşüncelerimi bilseler bana katılılar mıydı? Yoksa acımasızca eleştirirler miydi?
Şuradaki sakallı, keskin bakışlı adam, kesin kafama bir tane vurmak isterdi, beynimdeki bu ufak tıkanıklık geçsin diye;
“gel bi vurayım açılsın”
“Saol abi, ben küçükken babam çok vurmuştu, bir faydası omuyor, aptal olman da cabası… sen içine çektiğin o sigaranın o bir adetçik nefesinin kaç adetçik beyin hücresini öldürdüğünü biliyor musun? bilmek de ister gibi bakmıyorsun ama, öleceksin, ben de ölecem ama korkma, kıskanma, hepimiz ölcez, ha ha ha!!”
“Hö? Ne? Ha?”
“Adını sen koy ve de dik çıkışlar yapma derim hep kendime, toprak her zaman yumuşak inişe izin vermez, kayası var taşı var”
“annamadım?”
“Sigaranı içmeye devam et anlama süreni kısaltıyo…”

//yok artık bunu kaaaç sene önce yazmıştım ama yok artık be… O an ne düşünüyordum çok merak ettim.. Bu ben miyim bee

Yine aynı gün

Sabah gözlerin ağırlıklarını koparmak için geçen on dakika ve hazırlıkla geçen diğer on dakikadan sonra yine yoldayım.. Hala aşındıramadığım hergün gidip geldiğim yol…
Bir tanıdığa rastlıyorum, aslında tanımıyorum, sadece sabahları bazen görüyorum. O bana, ben ona.. bakışıyoruz.. Selam vermek istiyorum, belki de o da istiyor ama hiç birşey yokmuş gibi öylesine geçip gidiyorum.
Yine metro.. Her zamanki gibi ilk vagonun 4. kapısındayım. Saatime bakıyorum bugün gecikmişim, önceki metroya binmem gerekiyordu…
Biraz sessizliği yırtarcasına metro geliyor, duruyor.. İnsanlar aptal mı? Nasıl olsa metro(ankaray) 5 dakika bekleyecek, içerdekine izin versene be kapıda bekleyen andaval adam! Çekil kenara..
Neyse yine atlattık geçiyorum köşeme, kulakta yine kulaklık, Tiesto’ya denk gelmiş. Bu adamı ben niye dinliyorum? kendisi aptal şarkıları aptal, yalnızca bazen gaza gelince, ya da ortamda dinlenince.. gerisi yalan..
Ama sanırım beni bir konser videosu etkiledi. Sadece o 5 dakikalık video, herkes koparmış dans ediyo.. Nasıl olur bu yaa, ben neden hiç kopamıyorum? içki bile içtim ama asla, asla kopamıyorum.. Ama bazen bırakıyorum kendimi, o zaman daha farklı oluyor..
Yada düşünüyorum, ben dans ederken beni de öyle düşünüyorlar..
“vay ve çocuğa bak koparmış gidiyo”
Ne garip Ezgi’de öyle, hep hızlı konuşuyo ama düşünüyo, hem konuşup hem farklı şey düşünüyo, benim gibi.. Ama o da kendini bırakamıyo, sanırım bunu biliyo, ama öyle zanediyo..
Neyse müziğin sesini biraz kısıyorum, kalabalık rahatsız olmasın diye..
iğne atsan yere düşmeyecek bunu biliyorum, ama ölüm sessizliği gibi.. Onca insandan bir nefes sesi bile gelmiyor..
O sırada Comfortably Numb çalıyor. Ben baydım tabi. Konuşun kardeşim birşeyler söyleyin, koskoca metroda bir kişi konuşmaz mı? Sonra ben biraz fısıltı biraz sesli, “Hello, is there anybody in there, just none of you can..” diye şarkıyı mırıldanıyorum.
Biri dönüp bana bakıyo, “neden konuşuyorsun bak vururum kafana, uysana sende sürüye” der gibi bir ifadeyle.
Sanane der gibi bakıp gözlerinin içine burnumu hışırtı ile sümkürüyorum, sırf ona gıcıklık olsun diye..
Evet o, yine orda o kız.. Acaba kim ve ne düşünüyo çok merak ediyorum, her gördüğümde aynı yerde oturmuş oluyo ve bana bakıyo..
Kendimi çıplak gibi hissediyorum..
Neyseki sadece 3 durak sürüyo. O da indi şimdi yeni heyecan..
Acaba şu an bu metroya biniyor mu?
Genelde 4. kapıyı kullanmıyor. Aynı vagon ama ya 2, ya da 3. kapı, belki de 1 olabilir ama ben göremiyorum.
Her gün merakla izliyorum acaba bindi mi? Binse ne olacak ki? Kesin dönip bir başkası ile konuşacak.. Aslında haklı, çünkü ben kendimle o da benimle konuşacak. Ben iki kişiyle o ise hiç kimse ile konuşmuş olacak. Paranoyak olmaya gerek yok ama öyle işte..
Ama neyse ki bugün metroda değil. Dedim ya gecikmişim diye. Diğerine bindi galiba diyorum kendi kendime.
Sonra kitabı elime alıp 1 sayfa daha cçeviriyorum, onun kitabı elimdeki ne garip..




 

August 2008
M T W T F S S
« Feb    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Archives